Kadeh, Ney ve Sessizliğin Arasında
Kürdistan 11:19 AM - 2026-07-13
Bazı geceler vardır ki sessizlik, her ezgiden daha çok şey anlatır.
Bir masanın üzerinde hareketsiz duran bir kadeh, uzaktan akıp gelen bir neyin sakin feryadı, yeryüzüne süzülen ay ışığı ve ağaçların kulağına zikrini fısıldayan rüzgar...
Böyle anlarda insanın daima üç kadim simgenin arasında yaşadığını hissederim: Kadeh, ney ve sessizlik.
Biri ruhun susuzluğudur, biri ayrılığın feryadı, üçüncüsü ise hakikate varış noktası.
Yüreğime ne zaman sessizlik çökse, aklım hemen Elvend Nehri’ne gider; Hanekin’e, Celevla’ya, hayatın başlangıcına ve dünyanın henüz çocukluk renkleriyle parıldadığı o günlere...
Hurma ağaçlarının gölgesinde uyur, nehir kıyısındaki sıcak taşların üzerinde yalın ayak yürürdüm.
Kitap okumayı öğrenmeden önce, suyun dilini okumayı öğrenmiştim.
Elvend, ne okulu ne de ders kitabı olan bir öğretmendi; ancak her dalgası bana sonsuz bir ders fısıldardı.
Elvend her zaman "Yürü!" derdi.
Bir selin öfkesiyle ya da boğulma korkusuyla değil; sakince, güvenle ve kendi saflığını koruyarak.
Yıllar sonra hayat bana zorlu ve imtihanlarla dolu yollar gösterdiğinde, Elvend’in beni ta çocukluktan itibaren direnmeye alıştırdığını anladım.
Bana hakikatin her zaman bir bedeli olduğunu, ancak bu bedelin asla vicdanı kaybetmek olmadığını öğretmişti.
Ömrüm boyunca mekânlar değişti, yüzler solup gitti, dostlar geldi geçti, hayaller bazen büyüdü bazen küçüldü; fakat Elvend kıyısındaki o çocuk hâlâ içimde yaşıyor.
Kimi zaman gecenin sessizliğinde, uzaktan beni izlediğini hissederim.
Hiç konuşmaz; sadece gözlerimin derinliğini okur ve sözsüzce sorar: "Hâlâ aynı insan mısın?"
O anlarda, aşkı kurtuluş yolu olarak gören Hafız-ı Şirazi’nin bir sözü zihnimde belirir ve ardından Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin ney sesi içimde yankılanır: "Dinle neyden, kim hikâyet etmede, ayrılıklardan şikâyet etmede..."
Ancak insan, neyin feryadını duymadan önce annesinin kalbinin sesini duyar; hayatın ilk nağmesi onun göğsünde başlar.
Belki de insanın ilk ayrılığı ne vatandan ne de yârdandır; ilk ayrılık annenin kucağından, onun teninin sıcaklığından ve kalbinin huzurundan kopup seslerle dolu bu imtihan dünyasına adım attığı andır.
Hayattaki tüm özlemler, aslında o ilk huzuru, anne kucağındaki o ilk nefesi fütursuzca aramaktan ibarettir.
Bu yüzden neyin feryadı, ruhun derinliklerinde sadece kamışlıktan kopuşun hikâyesi değildir; insanın anne kalbinden ayrıldığı o ilk kopuşun da sızısıdır.
İşte o zaman anlarım ki insan ömrü, bir geri dönüş hikâyesidir.
Artık var olmayan bir yere, yaralanmadan önceki o saf kaynağa dönüş...
Şimdi daha iyi anlıyorum; kadeh sadece bir mey kasesi değil, ruhun susuzluğunun ölçüsüdür.
Ney sadece içi boş, delik bir kamış parçası değil, kaynağından kopmuş bir kalbin sesidir.
Sessizlik ise sesin yokluğu değil; kelimelerin bittiği ve hakikatin konuşmaya başladığı en kutsal makamdır.
Doğa, her zaman hayatın en sessiz öğretmeni olmuştur.
Çiçek güzeldir çünkü kendi güzelliğinin çığırtkanlığını yapmaz.
Güneş büyüktür çünkü karanlıktan intikam almaz.
Nehir denize ulaşır çünkü akmaktan vazgeçmez.
İnsan da ne zaman kalbini kinden, hileden ve açgözlülükten koruyabilirse, en büyük zaferi o zaman kazanır; öyle bir zafer ki onu hiçbir güç ne bahşedebilir ne de geri alabilir.
Yıllar bana adaletin mahkemelerde değil, vicdanda başladığını öğretti.
Barış sınırlarda inşa edilmez, insanın içinde doğar.
Bu yüzden en doğru cevapları konuşmakta değil, hep sessizlikte buldum.
Ömrün akşamında insan anlar ki, aslında hep peşinden koştuğu şey en başta zaten elindedir.
Şimdi aradığım o huzur, bir zamanlar Elvend kıyısında bende mevcuttu.
Bugün kitaplarda ve felsefede aradığım o saflık, bir çocuğun gözlerinde parıldıyordu. Aslında hayat uzak bir yolculuk değil; ruhumuzun ilk kez o temiz nefesi içine çektiği yere doğru yapılan uzun bir devridaimdir.
İnanıyorum ki bu dünya yolculuğunun son anları geldiğinde, annem "Gevher" bana ne kadar güce ulaştığımı ya da kaç zafer kazandığımı sormayacak.
Belki sadece şefkatle bakıp şöyle diyecek: "Kalbini okuduğumda, hâlâ çocukluğunun Elvend kokusu geliyor mu?" İşte o zaman insan sadece yaşamış olmakla kalmaz, ruhunu da korumuş sayılır.
O an anlar ki, insan ömrü yetmiş yıl da sürse, aslında sadece üç eski dostu bulma yolculuğudur: Ruhun susuzluğunu dindirecek bir kadeh, ayrılığı duaya dönüştürecek bir ney ve içinde annesinin sesinin her kelimeden daha berrak duyulup ona rehberlik edeceği bir sessizlik...
Ve nihayetinde bilir ki, her gerçek yolculuğun sonu, aslında bir dönüşün başlangıcıdır; Elvend Nehri’nin kıyısında hâlâ elini suya uzatmış, temiz bir kalple annesini bekleyen o çocuğa dönüş...
PUKMEDIA
Daha fazla haber
-
Hungary's Paks Nuclear Plant Could Return to Full Capacity by Wednesday, PM Says
10:38 PM - 2026-08-23 -
Iran Says New Sanctions Threatened by 'Desperate' U.S. Will Fail
04:48 PM - 2026-08-23 -
Iraq to Repatriate 6,000 Foreign Prisoners to Their Home Countries
04:28 PM - 2026-08-23 -
Syria Foreign Minister Sees Israel Security Talks to Resume Despite Lack of Trust
01:48 PM - 2026-08-23
En çok okunanlar
-
Kürdistan Bölgesi'nin İlk Bitki Gen Bankası Süleymaniye'de Açıldı
Kürdistan 11:41 AM - 2026-08-23 -
Irak Yabancı Mahkumları Ülkelerine İade Ediyor
Irak 04:44 PM - 2026-08-23 -
Şeybani: İsrail ile Temaslarımız Kesildi
Dünya 08:50 PM - 2026-08-23 -
Tokyo Yakınlarında Güçlü Deprem: Onlarca Yaralı
Dünya 09:19 AM - 2026-08-23 -
Trump: ABD Donanması Hürmüz Boğazı'nda Binlerce Gemiye Eşlik Etti
Dünya 09:10 AM - 2026-08-23 -
Bafıl Celal Talabani, Muhammed Halbusi ile Görüştü
Kürdistan 10:04 PM - 2026-08-23 -
Yargıç Zeydan: Irak Yargısı Adaletin Kalesi ve Hakların Teminatı Olmaya Devam Edecek
Irak 08:58 PM - 2026-08-23 -
Zeydi Hükümetinin 100 Günü: Kazanımlar ve Zorluklar
Irak 11:09 AM - 2026-08-23



Başvuru

